Sevgili Doğan Cüceloğlu,
Bugün size bu mektupla hoşça kal demek istedim. İyi ki vardınız…
Şu an var olan Çağlar’ın iyi yanlarında emeğiniz büyüktür, bilesiniz. Halam bana ‘Yeniden İnsan İnsana’yı okumam için verdiğinde henüz bir çocuktum. Açık söyleyeyim, kitap bana ağır gelmişti ÖSS’nin yükü ile birlikte. Sonra bizim dershane bir söyleşi düzenlemişti sizinle. Kaygılarla ve korkularla sınava girmememiz gerektiğini iki kova su ve bir helke ile anlatışınız hala gözlerimin önünde. O gün orada anlattıklarınızı sizin adınıza kaç kişiye anlattığımı bilmenizi isterdim. Hazır ‘isterdim’ demişken, öldüğünüzü duyduğumdan beri bu mektubu daha önceden yazıp size göndermemiş olduğumdan ötürü üzüntü duyuyorum. Bu bile bir ders oldu bana. Öyle ki, şu an bu mektubu yazmak için kullandığım kalemin ucundan dökülüp sayfanın ortasına kocaman bir mürekkep izi bıraktı sanki; hiçbiri birbirine eş olmayan o özgün mürekkep lekelerinden bir diğeri.
Kitaplarınıza ve dostluğa döneyim yeniden. Bir süre sonra, ‘Savaşçı’ dikildi karşıma. Büyük bir kapıyı heybetli omuzları ile araladı. Kapının ardından gelen ışık gözlerimi kamaştırdı. Daha da çok merak ettim kitabın sonunda, kapının ardındaki aydınlığı. O kapının ardında Doğan Bey ve Arif Bey ile “mış gibi yaşamlar” üzerine sohbet ettik. Siz, oğlunuz Timur ve öğretmen Arif ile Türkiye yolculuğuna çıktık ve “mış gibi” yaşamanın nedenlerini korku kültüründe bulduk. Hele bir de ‘Gerçek Özgürlük’ vardı ki Timur ile Yakup Bey’in masalarına bir ıhlamur da ben söyleyip oturdum dostça. Bu sohbetlerde, bu yolculuklarda büyüdüm ben de.
Önümde şu anda bir de ‘Onlar Benim Kahramanım’ duruyor. İki martı süzülüyor denizin üstünde kitabın kapağında. Üçüncüyü de ben ekliyorum oraya: siz de benim kahramanımsınız!
Anınıza sonsuz sevgi ve saygıyla,
Hoşça kalın… Ve bir kez daha: İyi ki vardınız!

Yorum bırakın