Müzikseverlere Notlar
“Mesleğime Ankara Operası’nda başladığımı söyleyebilirim.”
Bu sözler 2007 yılında aramızdan ayrılmış olan Luciano Pavarotti’ye aittir. Pavarotti, 1963-64 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu’nun (Ankara Operası’nın) sahneye koyduğu La Boheme adlı operada Radolfo karakterini canlandırmak üzere sahne alır. O zamanlar mesleğine yeni başlayan yetenekli bir genç olan Pavarotti, 29 yıl sonra mesleğinin zirvesinde dünyaca ünlü bir tenör olarak Türkiye’ye yeniden gelir. 09 Haziran 1992’de Abdi İpekçi Spor Salonu’nda verdiği konserde hayranlarına Pagliacci operasından Vesti La Giubba’nın da yer aldığı birbirinden güzel aryalar seslendirir. Her arya doğduğu toprakların rüzgarını estirir İstanbul semalarında. Her esintiye bir kağıttan gemi yar olur. Esen yelle doldurur yelkenlerini, alır götürür misafirleri salondan, anılar denizinde seyahate çıkarır.
İstanbul’dan demir alan kağıt gemilerden biri İtalya’da Sorrento Limanı’nda görülür. “İşte” der geminin kaptanı Hotel Excelsior Vittoria’yı göstererek, “Pagliaccio bu otelde veriyordu şan dersini o genç ve güzel kadına”. Bu cümle ile gemideki misafirlerin dikkatini çekmeyi başardığını gören kaptan, boğazını temizler ve başlar hikayeyi anlatmaya:
“Pavarotti doğmadan 15 yıl önce, 1921’de, Pagliaccio rolü ile tanınan ünlü tenör bu otelde kalıyordu. Hastaydı. Denize girip dinlenmek ve iyileşmek için burdaydı. Bu sırada şan dersi verdiği genç kadına aşık olmuştu; fakat, cesaretini toplayıp bunu ona söyleyemedi. Hastalığı ağırlaşınca yakınları onu Roma’daki bir doktara göstermek istediler. Ünlü tenör Roma’ya giderken yolda hayatını kaybetti. Geriye otel odasının duvarına sinmiş anılar ve piyanonun üzerine düşen gözyaşları kaldı. Ta ki 65 yıl sonra, bir başka müzisyen aynı odada misafir olana kadar.”
Bu cümleden sonra kaptan bir an durur, dümenin başına geçer. Geminin yönünü çevirirken bir yandan da bakmaları için misafirlerine Capri Adası’nı gösterir. Misafirler başlarını çevirip Capri Adası’nı seçmeye çalışırlarken kaptan geminin rotasını İstanbul’a çevirir. Dönüş yolculuğunda hikayeye devam eder:
“1986 yılında, Capri Adası’na gitmek üzere Sorrento’da olan Lucio Dalla, bineceği gemi arızalanınca geceyi otelde geçirmek zorunda kalır. Hotel Excelsior Vittoria’da kendine bir oda tutar. Kalacağı odanın kapısını açtığında karşısına bir piyano çıkar. Piyano’nun üstünde de klavyenin tuşları gibi siyah beyaz fotoğraflar vardır. Merak eder, iner tekrardan lobiye. Piyanonun ve üstündeki fotoğraflarda yer alan kişilerin hikayesini öğrenir. Öğrendiği hikayeden çok etkilenen Dalla, odasına çıkar çıkmaz piyanonun başına geçer. Hikayeyi bir de piyanonun ağzından dinlemek ister. Dalla piyanonun tuşlarına bastıkça piyano da cevap verir sorduğu sorulara; anlatır tüm olan biteni. Dalla parmak uçları ile silerken bir yandan tuşların üstündeki kurumuş gözyaşlarını, bir yandan da gözünde canlandırır duvara sinmiş anıları. İçi dolar. Anlatmak ister tanık olduğu anları. Bir kağıt kalem alır eline. Piyanonun içinden notalar halinde gelen dalga seslerini kağıda geçirir. Ses dalgalarının üstüne oturtur hikayeyi. Hepsi bir araya gelince şarkı olur ve Dalla’nın aynı yıl çıkarttığı DallAmeriCaruso isimli albümde yerlerini alırlar.”
| CARUSO | |
| Qui dove il mare luccica | Burada, denizin parıldadığı |
| E tira forte il vento | Ve rüzgarın sert estiği yerde |
| Su una vecchia terrazza | Eski bir terasın üzerinde |
| Davanti al Golfo di Surriento | Sorento Körfezi’nin önünde |
| Un uomo abbraccia una ragazza | Bir adam bir genç kadına sarılır |
| Dopo che aveva pianto | Ağladıktan sonra |
| Poi si schiarisce la voce | boğazını temizler |
| E ricomincia il canto | Ve şarkısına yeniden başlar |
| Te voglio bene assaje | Seni gerçekten çok seviyorum |
| Ma tanto tanto bene sai | Ama çok, çok seviyorum, biliyorsun! |
| È una catena ormai | Bu artık çok güçlü bir bağ |
| Che scioglie il sangue dint’ ‘e ‘vvene sai | Damarlarımın içindeki kanı sulandıran |
| Vide le luci in mezzo al mare | Denizin ortasında görmüştü ışıkları |
| Pensò alle notti là in America | Amerika’daki akşamları düşünmüştü |
| Ma erano solo le lampare | Fakat onlar sadece lambalardı |
| Nella bianca scia di un’elica | Bir tekne pervanesinin ardında bıraktığı beyaz izde |
| Sentì il dolore nella musica | Müzikteki acıyı hissetmiş |
| Si alzò dal pianoforte | Piyanonun başından kalkmıştı |
| Ma quando vide la luna uscire da una nuvola | Fakat ayın bulutun arkasından belirdiğini gördüğünde |
| Gli sembrò più dolce anche la morte | Ölüm bile daha tatlı gelmişti ona |
| Guardò negli occhi la ragazza | Genç kadının gözlerini görmüştü |
| Quegli occhi verdi come il mare | Deniz yeşili o gözleri |
| Poi all’improvviso uscì una lacrima | Sonra bir damla gözyaşı düşüvermişti |
| E lui credette di affogare | Boğulacağını sanmıştı |
| Te voglio bene assaje | Seni gerçekten çok seviyorum |
| Ma tanto tanto bene sai | Ama çok, çok seviyorum, biliyorsun! |
| È una catena ormai | Bu artık çok güçlü bir bağ |
| Che scioglie il sangue dint”e ‘vvene sai | Damarlarımın içindeki kanı sulandıran |
| Potenza della lirica | Operanın gücü |
| Dove ogni dramma è un falso | Her dramanın bir aldatmaca olduğu o yer |
| Che con un po’ di trucco e con la mimica | Ki biraz makyaj ve mimikle |
| Puoi diventare un altro | Başka birine dönüşebildiğiniz |
| Ma due occhi che ti guardano | Fakat baktığınız bir çift göz |
| Così vicini e veri | Öyle yakın ve gerçek ki |
| Ti fan scordare le parole | Unutturur sözleri size |
| Confondono i pensieri | Aklınız karışır |
| Così diventa tutto piccolo | Her şey öylesine küçüldü ki |
| Anche le notti là in America | Amerika’daki geceler bile |
| Ti volti e vedi la tua vita | Döner ve bakarsın hayatına |
| Come la scia di un’elica | Bir teknenin pervanesşnin ardında bıraktığı iz misali |
| Ma sì, è la vita che finisce | Evet, yaşamdır tükenen |
| Ma lui non ci pensò poi tanto | Fakat bunun hakkında fazla düşünmezdi |
| Anzi si sentiva già felice | Aksine mutluluğu içinde hissetmiş |
| E ricominciò il suo canto | Ve şarkısına yeniden başlamıştı. |
| Te voglio bene assaje | Seni gerçekten çok seviyorum |
| Ma tanto tanto bene sai | Ama çok, çok seviyorum, biliyorsun! |
| È una catena ormai | Bu artık çok güçlü bir bağ |
| Che scioglie il sangue dint’ ‘e ‘vvene sai | Damarlarımın içindeki kanı çözen |
| È una catena ormai | Bu artık çok güçlü bir bağ |
| Che scioglie il sangue dint’ ‘e ‘vvene sai | Damarlarımın içindeki kanı çözen |
“Böylece yıllarca sesiyle şarkılara hayat vermiş ünlü tenör Enrico Caruso, bu şarkı ile yeniden hayat bulmuş olur. Hikaye bununla bitmez, 14 yıl sonra, Luciano Pavarotti içerisinde sadece Caruso’nun yer aldığı bir albüm (single) çıkararak Dalla’nın başlattığı zincire bir halka daha ekler. O kadar güzel söyler ki şarkıyı Pavarotti, Caruso tüm dünyada ilgi çeker ve tanınır hale gelir.”
Kaptan hikayesini bitirdiğinde gemi kalktığı limana dönmüştür. Misafirler kaptana teşekkür ederek yavaş yavaş gemiyi terk ederler. Misafirlerden yalnızca biri, bu zincire bir halka daha eklemek üzere gemide kalır. Lucio Dalla gibi bir caz müzisyeni olan Fatih Erkoç, Caruso’nun müziğine Türkçe sözler yazarak 1996’da Kardelen adlı albümünde yer verir:
| AĞLAMA | NON PIANGERE |
| Bir gönül var ki sende | Hai un cuore che |
| Benliğini esir alan | Fa prigioniero la tua personalità |
| Her elveda dediğinde | Ogni volta che dici addio |
| Seni yerden yere vuran | Ti butta a terra |
| Ne yapsan fayda etmiyor | Non serve a niente quello che tu fai |
| Yazık, üzülmemek elde değil | Purtroppo, è impossibile non essere tristi |
| Biliyorum sen ağlarken akan yaşlar yalan değil | So che le lacrime che escono piangendo non sono bugie |
| Gel artık ağlama | Dai, non piangere più |
| Dönüyorum işte sana | Ecco, sto tornando da te |
| Bir daha terk etmem | Non ti lascio più |
| Ne olursun inan bana | Credimi per favore |
| Aşık olmak yetmiyor canım | Cara, non basta innamorarsi |
| Mutluluğa giden yolda | Sulla via che porta alla felicità |
| Ayrılmayalım derken bir daha | Dicendo non separiamoci più |
| Yaşıyoruz uzaklarda | Viviamo lontani |
| Ama inan ki sevgilim bana | Ma cara credimi che |
| Her acının sonu güzel | Ogni dolore è bello alla fine |
| Ve her yağmurun ardından | E dopo ogni pioggia |
| Güneş açar pırıl pırıl | Il sole luccica |
| Zaman doldu birazdan ordayım | Il tempo è scaduto, sarò lì subito |
| Silinecek ayrılıklar | Le seperazioni si cancelleranno |
| Acı dolu gözyaşların | Le tue lacrime piene di dolore |
| Dönüşecek mutluluğa | Diventeranno felicità |

Yorum bırakın