Hüznün Fiziği’ni okurken Öykü Satın Alan Adam bölümüne geldiğimde metne derkenar bir not iliştirmişim: “Ben nerde duydum bunu?”. Unutma yarın işine yarar listesine baktım, orada yazmıyordu. Dur ben bunu bir yazıda kullanırım kutusuna baktım. Yok, oraya da atmamışım. Beynimin labirentinin içindeki minatora sordum. Mööö! dedi. Gospodinov’dan bana hayır gelmedi.
El mahkum kitabı okumayı sürdürdüm ama iliştirdiğim nottaki soru bir beyin kılçığı gibi bilinçaltımın kılcal damarlarıma takıldı kaldı. Ertesi gün herhangi bir zamanda kendimi şarkı söylerken buldum:
Bir kıvılcım düşer önce,
Büyür yavaş yavaş.
Bir baktım ki benim kılçık sandığım kıvılcım, büyümüş volkan olmuş. Yeryüzüne çıkacak uygun bir ağız arıyor kendine. Dilime dolanan şarkı nerde çaktığını görmediğim şimşeğin duyduğum gökgürültüsüymüş. Aslında beynim bana bir görüntüyü hatırlatmaya çalışıyormuş. Öykü satın alan bir adamın görüntüsünü.
Suçüstü yakaladım Âzem’i. Âzem, fark ettiğiniz üzere a harfinin üzerinde şapka var, parasını verdiği gecede onunla beraber olacağını sanan bir kadının vücudunu değil, önce öyküsünü sonra şiirini satın alıyordu. Kadının şiirinin ismi aslen Doğmamış Çocuklara Türkü’ydü; fakat, Gospodinov yazsaydı bu filmin senaryosunu şiirin ismi Anasının Tenine Hiç Değmemiş Çocuklara Türkü olurdu. Ve şu iki cümleyle biterdi şiir:
Tek isteğim onları bana göstermeyin,
gösterirseniz ayrılamam onlardan.
Adındaki a harfinin üzerinde şapka olan Âzem’i, bir diğer değişle Arkadaş’ı suçüstü yakaladım ama ne ben savcıyım, ne de o suçlu. Buna rağmen hepimiz biliyoruz ne satın aldığı ilk öyküydü o, ne de son. Bari itiraf etse, sattı mı Gabo’ya o satın aldığı öyküleri-şiirleri satmadı mı? Bari itiraf etse de yardım ve yataklıkla sıyırsa bu işten kendini. Var mı parmağı yok mu “Benim Hüzünlü Oruspularım”ın içinde?
Madem öykü satın alınabiliyor, ben de Azem’in öyküsünü satın alıp Arkadaş 2025 olarak yeniden filme çekmek istiyorum. Arkadaş 1975’te Âzem beyaz bir BMW sürüyordu. Biz onu kırmızı bir Ferrari yapalım. Şapkalı Âzem’i azad edelim şoför koltuğundan, Cemil’i oturtalım arabanın sürücü koltuğuna. Ferrari’nin arka camına Gökyüzünde yıldızlar ölüyordu onlarsa dilek tuttular yazdırmamış mıdır Cemil? Yazdırmıştır. Ferrari’nin göğüs tarafına bir takma diş koymamış mıdır? Cemil şan şöhret sahibi bir müteahhit, öyle düşünün. Tabi ki koydurmuştur, kim engel olabilir ki ona! Repliği de şuradan alalım madem öyle. “Bak ben Kadırga Öğrenci Yurdu’ndaki Tabiat Ana’daki öğrenci Cemil değilim artık”, demişti ya Cemil, biraz daha yayvan ağız söylesin onu. Dün geceki aşuftenin kıçına nakşeder gibi bir de tokat patlatsın takma dişe bu cümleyi söyledikten sonra. “Babam öldüğünde ağzında diş yoktu, hayattayken bir takma diş dahi alamamıştık ona doğru dürüst yemek yesin diye, unuttum mu sanıyorsun” desin Şapkalı Âzem’e dönüp. “Şimdi o takma dişi Ferrari’me süs diye koyuyorum ben!” Sahne değişmiş repliklerle biraz oynanmış olsa da bana sorarsanız Şapkalı Âzem vazgeçmezdi vermek istediği mesajdan. Vazgeçmezdi Cemil’in gözlerinin içine bakıp mutlu musun diye sormaktan. Ve cevabı yine aynı olurdu: “Sen mutlu değilsin sarhoşsun Cemil, ayılınca konuşacağız seninle!”.
Peki Arkadaş 1975’in sonunu hatırlıyor musunuz? Gökgürültüsü gibi bir silah sesi duyulmuştu. Bilememiştik Şapkalı Âzem’in beyninin içinde çakan bir şimşeğin ardından gelen gökgürültüsü müydü? Cemil kendi şakağına mı sıkmıştı? Yoksa, erkek olup karısı olacak o şirretin azabına bir son mu vermişti? Bir tanesi, hepsi ya da hiç biri, bilmiyoruz! Bilmiyoruz çünkü filmin sonuna her izleyen kendi karar versin istemiş olmalı Yılmaz Güney. Bildiğiniz üzere benzer örnekler de var sinema denen şenliğin içerisinde. Mesela Cesaretin Var Mı Aşka’nın (Fr. Jeux D’Enfants) sonunu hatırlayalım. Yönetmen iki seçenek sunmuştu izleyiciye. İki olasılığı da izlemiştik filmin sonunda. Kesmece karpuz gibi, seç beğen al, hangi sonu istersen.
Biz de Arkadaş 2025’in sonuna yeni bir soluk getirelim isterseniz. İlk seçenek modern çağ masalına daha uygun olsun. Kurtarıcı rolündeki Master Şapkalı Âzem’den el alan Cemil’in çakraları açılmıştır. Artık maddi dünyadan elini eteğini çekmiştir. İnsanlığa armağan olsun diye bir kitap yazar, “Takma Dişli Ferrarisini Satan Bilge”, sonrasında himalayalara yoga inzivasına çekilir. İkinci seçenekte ise Cemil Âzem ile vedalaştıkları günün ertesinde Ferrari’sini sürüp işe giderken hezeyana kapılır. Direksiyon hakimiyetini kaybeder, virajı alamaz ve son sürat kendi şirketinin hafriyat kamyonlarının birinin altında kalır. Son sahnede aracın içinde can vermiş Cemil’in boşa düşmüş kolu ve sağ ön koltuk üzerinde bir adet takma diş görünür.
Seçim okuyucuya bırakılmıştır.

Yorum bırakın